ve işte yazılmaz yerine gelindi hüznün. bir sigara yakıldı guguk kuşu 2 defa arka arkaya öterken.
ortalık giderek sakinleşti, yazanlar yazmaz, konuşanlar konuşmaz oldu ve tüm şehir uykuya daldı yavaş yavaş.
ağır ve derin uykularında ne kadar da mutlu kim bilir insanlar, kimi hayalini kurduğu arabayla geziyor bir yerlerden tanıdık sokaklarda bir yerden tanıdık adamlarla, kimisi uçuyor gökyüzünde amaşsızca amma ve lakin bazıları da var ki kah düşüyor tozlu topraklı bir uçurum kenarına, çarptığı an uyanıyor; kimisi de kimi insanlardan kaçıyor sokaklar boyu.
işte günler böyle geçiyor sırayla. uyandığında herkes ya kendini kuş kadar hafif hissediyor ya da külçe gibi ağır.
kahvaltı sofralarında anlatılıyor rüyalar. gülen yüzler de var ağlayan suratlar da, bazıları iyiliğe delalet ederken bazıları iş yerinde kavgayı gösteriyor.
ama bir de yorgun insanların rüyaları var işte akla hayale gelmeyen.
çoğu insanın tecrübe edemediği ve belki de hayatlarının sonuna kadar tecrübe edemeyecekleri cinsten.
uykusuz geçen 3 günün ardından gözler yavaş ve kararlı adımlarla ağırlaşırken beden artık karşı koyamaz olacaklara.
beyin yavaşça kapatır kendini ve o ağır, o kasvetli macera başlar.
uyandığında bir ormanın ortasında bulursun kendini, kurt sesleri aslanlara karışmış, en zehirli yılan koynunun en içinde, ağlar sarıyor saçlarını, koşuyor, kurtulamıyorsun. birden devasa bir kuş uçuyor tam da kafanın üstünden, oynuyor seninle adeta bir kedinin bir fareyle oynadığı gibi.
ve yahut da bir binanın en alt katında buluyor insan kendini. merdivenler karanlık, sesler süslüyor üst katları ve tek çıkış yolun da bu adice.
işte bu rüyaların ortasında buldukça kendini insan, uyuma isteğini kaybediyor, göz kırpmadan geçiriyor günleri geceleri saat ve dakikaları ve dayanabildiği yere kadar zorluyor bedenini. insanüstü bir çaba yani anlayacağınız ama o an geliyor ki her şey kontrolünden çıkıyor.......
tam da buraya kadar anlattığım gibiydi işte rüyalarım.
gelişiyle güzel rüyaları müjdeliyordu adeta.
karanlıkta kaldığım ormanın içine doğuyor, ışıkları her yanımı aydınlatıyor, bir elimle kurdu, bir elimle de aslanı yönlendiriyordu bana. doğa benimle oluyor, bende oluyordu adeta. toprak konuşuyordu benimle, çiçekler bana bakıyor, ağaçlar saygı ile eğiliyordu önümde.
binalar pembeye, sarıya, kırmızıya boyanıyor, merdivenler kendiliğinden çıkıyordu yukarılara ve çıktığım her katta gülen insanlar karşılıyordu beni.
ve işte yazılmaz yeri yazıldı hüznün, kurallara uymaksızın.
yalnızlık paylaşıldı ve yok oldu bir nevi.
ortalık hala sakin ve guguk kuşu 3 defa arka arkaya öterek yeni saati müjdeledi kulaklarıma..
yazmayanlar, konuşmayanlar ve uyuyanlar olarak bölündük, şehir yine uyuyor gözleri hareketli ve ağır, derin uykularında insanlar yine huzur dolu..
rüya kardeşlerim yine uykusuz ve ben yine iştirak ediyorum onlara artık her ne kadar uykularım huzur dolu olsa da.
kısa bir süre sonra belki bir başkası bu satırları okuduğunda ben huzurla uyuyor olacağım, belki ara sokaklarda arabamın sesi yankılanacak belki de hiç çaba sarfetmeden uçabiliyor olacağım ama okurken içinde bulunduğu huzursuzluğu da daima paylaşacağım..
hoşgeldin rüya kadın, rüyalarıma ve hayatıma renk verdin. seni rüyalarımdan hiç ayırmayacak, daima içimde tutacak ve seni asla unutmayacağım.
kalın sağlıcakla dostlarım, şimdi ben rüya kadına uyuyacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder