5 Şubat 2012 Pazar

bir garip masal..!

uzak bir sahil kasabasının delikanlı çocuğuydu bakü..
yaşadığı topraklarda oldukça tanınan ve sevilen, genç ama tecrübeli bir delikanlıydı.
ilkokulu bitirdikten sonra okula devam etmek istemesine rağmen ailenin tek çocuğu olması sebebi ile bu isteğini gerçekleştirememiş, babasına işlerinde yardım etmek için küçük boyundan büyük işlere atılmıştı.
sırtında taşıdığı kütük bloklarıyla okulun önünden her geçişinde içi cız eder ancak bu hırsını kütükleri kesmek için içinde biriktirirdi..
sapında adı yazan baltasını havaya her kaldırışında yunan mitolojisindeki tanrılara benzeyen heybeti ortaya çıkar ve bu görüntüsü babasının içine işlerdi. ne kadar da büyümüştü bakü, ne kadar da çocuktu aslında hala..
kırdığı her kütük parçası sinirini biraz daha atmasına yardımcı oluyor, onu okul özleminden bir nebze daha ayırıyordu ancak işler bitip de çorbasını içmek için sofraya oturduğunda gözlerindeki meraklı bakışlar ve babasıyle iş arkadaşlarının konuşmalarını merakla dinlemesi, okul aşkının yeniden alevlendiğini gösteriyordu aslında..


yıllar geçtikçe bakü büyüdü ve babası vladimir de onunla beraber yaşlandı..
kasabanın en ünlü ustalarından biri olarak gösterilen vladimir'in tek oğlu bakü yeteneğini babasından almışa benziyordu ancak bunun yanısıra göz dolduran yakışıklılığı da tüm yörede dillere destan olmuş, şehrin önde gelen ailelerin kızlarının da aklını çeliyordu günden güne.
babaları her ne kadar kızlarına dük ve düşeslerin oğullarını uygun görseler de, genç kızların bakü'ye olan sevdaları da her geçen gün dilden dile dolaşır olmuştu.
çok zaman geçmemişti ki o pek meşhur düklerin oğulları birer birer düşman kesildiler bakü'ye.
onunsa haberinin bile olmadığı bu düşmanlıklar, yakın zamanda başını ağrıtacağa benziyordu ancak koca bir ağacı tek bir hamlede yerinden oynatan bu küçük dev adam için 3-5 lord bozması pek de dişe dokunur gibi gelmiyordu..


günler günleri kovaladı aylar ayları ve o çok konuşulan bakü sevdalısı kızlar ve bakü düşmanı lordlar evlenerek küçük soylu çocuklarını getirdiler dünyaya ancak bakü bir türlü evlenmeye yanaşmıyordu.
babası vladimir ve annesi evgeny her ne kadar ona baskı yapmasalar da ikisi de torun özlemi ile yanıp tutuşuyorlardı ve laf arasında bunu bakü'ye belli ederek aklını çelmeye çalışıyorlardı.


şehirdeki işlerini halletmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkmıştı.
alması gereken her şeyi aldıktan sonra bir iki kadeh içki içmenin kimseye bir zararının olmadığını düşünerek göçebelerin diyarı bir hana oturdu.
evden çıkarken güneşli olan gökyüzü şimdi bir fırtınaya gebeydi ki çok geçmeden beklenen yağmur yüzüne düşmeye başladı.
uzun süredir tanıdığı arkadaşları hemen yanındaki masada oturuyorlardı ve üzerlerine gerili olan kumaş parçası onları yağmurdan koruyordu.
onu da masalarına davet edip kendileriyle oturmasının sakıncası olmadığını söylediler ve memnuniyetle kabul etti.
yan masaya döndüğü anda karşısına çıkan yüz adeta kızgın bir demirle kalbine kazınmıştı bakü'nün..
ellerini uzattı ve yarım yamalak da olsa "baa" "baa" "küü" diyebildi.
karşılığında aldığı "nusya" cevabı ise ömrü boyunca unutmayacağı 5 harf olacaktı kendisi için..
birbirleri hakkında alabildikleri kısa bilgiler dışında ellerinde bir şey yoktu ve 15 dakika sonra nusya ayağa kalktı ve gitmek zorunda olduğunu, uzak diyarlardan sıcak mevsimde geldiğini ancak şimdi geri dönmek zorunda olduğunu söyledi.. tekrar görüşebilmek için diledikleri güzel şeylerden sonra tokalaşarak birbirlerinden ayrıldılar..
bakü eve kadar sadece 1 bira içmesine rağmen sarhoş bir halde gitti ve anne babasıyla konuşmadan odasına kapandı.
"çok yorulmuş olmalı" demişti babası.
annesi de hak vermişti ona, bakü bazı geceler eve çok yorgun gelir ve tek kelime etmeden yatağına yatardı.
sabah kalktıklarında baküyü odasında bulamadılar. yoğun bir dönemde olduklarından pek dikkat etmemişlerdi bu duruma ancak üst üste 15 gün boyunca tekrarlandığında vladimir yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu sezmişti..
akşam yine çok geç bir saatte gelmişti bakü ve sarhoştu da üstelik..
vladimir ne olursa olsun onunla konuşmayı kafasına koymuştu ve yaklaşık 4 saat sonra odadan çıktığında ikisinin de yüzü gülüyordu.
evet, bal gibi aşık olmuştu bakü.. yıllardır kimseye yan gözle bakmayan bakü sonunda aşık olmuştu.
anne evgeny de bunu duyunca ellerini yukarı kaldırarak dua etmişti ancak konuşmanın sonunu duyduğunda gözyaşlarına hakim olamamıştı.
bakü aşkı için uzak diyarlara gitmeyi kafasına koymuştu ve bu kararından dönmeyeceği gözlerinde yanan ateşten belli oluyordu..


aradan tam 1,5 ay geçmişti ki bakü 15 kilo vermiş ve ayrılık acısından gözlerinin feri solmuştu.
bu süre içinde uzak diyarlara gönderilen ve oradan getirilen mektuplar nusya ile arasındaki aşkı daha da alevlendirmiş, onları birbirlerine daha da bağlı kılmıştı. geçen günlerin ardından bakü eşyalarını da toplayarak bütün sevdikleriyle vedalaşmış ve yola çıkmıştı.
8 gün süren yolculuğu boyunca daha önce hiç görmediği uzak diyarlar ile ilgili türlü hayallere dalmış, bazı zamanlar atını aç olmasına rağmen deli gibi sürmüş, bazen de su içmeyi unuttuğunu farkederek kısa molalar vermişti..
nusya'sız geçen yılların ardından onsuzluğa bir dakika daha sabredecek gücü kalmamıştı ve yolları da bu düşüncelerle aşıyor, rüzgara karşı bir yelkenli gibi savaşıyordu..
yorucu günlerin ardından uzak diyarların kapısından içeri girdi ve atından indiği anda karşısında nusya'yı gördü..
aşktı bu.
katıksız, yoğun bir aşk ve gözlerinde yanan alevin dışarı taştığı andı..
sarıldılar birbirlerine ve dudakları kavuştu sanki dağlara çarpan dalgalar gibi.
öptüler birbirlerini delicesine, bunca yılın hasretini silmek istercesine..


günler günleri kovaladı, geceler gündüzlere bağlandı; çok büyük sıkıntılar çekti bakü.
çalıştığı işlerden kazandığı para kendisine bir türlü yetmiyordu ancak nusya'nın varlığı onun için havadan bile daha iyi geliyordu.
su, ekmek, para.. hiç biri önemli değildi onun için. nusya yanında olsundu, yeterdi..
birbirlerine destek oldular her daim ve koruyup kolladılar birbirlerini..
beraber geçen geceler, günler, haftalar, aylar aşk ve şehvet doluydu ve bakü her geçen gün kendini daha da fazla iyi hissediyordu.
ancak günlerden bir gün memleketinden gelen haberle her şey değişti.
babası hastaydı ve bakü'nün geri dönmesi gerekiyordu. o olmadan işler yürümezdi ve yaşlı annesi de tek başına babası ile ilgilenemezdi.
nusya bunu duyduğunda çok üzüldü, ağladı günlerce, sabahlara kadar bakü'nün göğsünde gözyaşları aktı.
bakü de bu duruma çok üzülüyordu ancak ne zaman aklına gelse kendini teselli ederek hayatının aşkını ne olursa olsun çok seveceğini söylüyordu içinden..


bakü arkasına son defa baktığında nusya ellerini yüzüne kapatmış ağlıyordu.
yol boyunca,10 gün boyunca hiç durmadan ağladı bakü de..
sanki gözyaşları hiç bitmeyecek gibiydi.
memleketine geri döndüğünde babasının öldüğünü ve artık işlerin kendi üstünde olduğunu öğrendi acıyla.
babası için son görevini yerine getirdi ve ziyaretini bitirdikten sonra gece gündüz demeden çalıştı, didindi, işleri yoluna soktu.
ancak nusya'dan ayrı kalmak onu günden güne eritiyordu ve işlerinin de iyi olduğunu göz önünde bulundurarak nusyaya uzun bir mektup yolladı.
aşklarını burada sürdürmelerinin kendileri için daha iyi olacağını, işlerinin iyi olduğunu ve kendisini çok özlediğini belirtti ancak karşılığında gelen cevap onu şok etmişti.
nusya da onun tekrar geri gelmesini istiyordu ve kendisi ile yaşamasının daha iyi olacağını söylüyordu.
bakü hoşlanmamıştı bu durumdan ve yeniden durumu daha iyi anlatan bir mektup yazdı. cevap yine aynıydı.
uzun süren mektuplaşmalar sonucunda bakü kendine bile söylemeye çekindiği gerçeği anlamıştı.
nusya gelmeyecekti.. bir sonun başlangıcı olan bu durumda bakü her şeyin kötüye gittiğini, nusyanın kendisini anlaması gerektiğini söyledi ancak cevap yine aynıydı; nusya gelmek istemiyordu.
bunun üzerine nusya da bakü de uzun süren tartışmalarının sonunda ayrılmaya karar verdiler ve bu büyük bu fırtınalı aşk birden bire bitmiş oldu..



nusyayı yatakta bırakıp balkonda kendine verdiği sözü hatırladı birden..
ne olursa olsun onu sevmekten asla vazgeçmeyecekti ve aradan geçen bunca zamana rağmen kendine verdiği teselli, kendine verdiği sözü olmuştu adeta..
hayatında kimseyi istemiyordu artık bakü. hiç bir kadın onu kendine aşık edemiyordu ve kendisi de zaten aşık olabilmeyi aklından geçirmiyordu. nusyaydı onun için aşkın adı. kadındı o, aşktı, sevgiydi, sadakatti, destekti en önemlisi de bunca zamana rağmen aklından bir saniye bile çıkartamadığı yegane şeydi.. her gece yatağına yattığında ve her sabah uyandığında aklındaydı..
nusyaydı.....



şimdi yaşlı bir adam olan bakü, nusyaya olan aşkını her zaman genç bir delikanlı olarak korumayı başarmıştı ve bunları da günlüğüne genç bir adam gibi yazmıştı. bazı geceler gözleri doluyor, içip içip sarhoş oluyor ve öyle yazıyordu günlüğüne ve tüm yaşına rağmen bazen nusyaya kavuşmak hasretiyle yanıp tutuşuyordu. kendisini sakinleştirmek için daha da içiyor , daha da ağlıyordu en sonunda. ancak ne yaparsa yapsın yıllardır içinde süren aşkı onu asla bırakmıyordu..


yüzünde kocaman bir gülümsemeyle yatağında cansız olarak bulunduğunda, elinde günlüğünü tutuyordu ihtiyar bakü.
kapağına nusya'nın adının işlemesi yapılmış olan kitap sanki daha yeni alınmış gibi özenle korunmuştu yıllarca ve yüzünden de anlaşılacağı üzere kitapta yazanlar, ihtiyar bakünün gönlünde de hala eskimeden duruyordu..

Hiç yorum yok: